o zaman
Salı, Hazirane 12, 20071970'lerin ilk yarısında doğmuştuk biz.Siyah - beyaz televizyonlar bile yok denecek kadar azdı o yıllarda.1975 gibi tanıştık TV ile.Tercihimiz reklamlardı 2-3 yaşlarındaki halimizle."Cinturato Pirelli" reklamındaki kediler, tesisatçı "Elmor" ve "İzocam" reklamındaki kapıcıydı ilk kahramanlarımız.6-7 yaşlarındayken "Dünya Kupası" seyretmeye başlamıştık '78 Arjantin ile babalarımızı taklit ederek.Kempes'ler,Ardiles'ler Keegan'lar modaydı o zaman.Arjantin'deki finalde görmüştük sahaya konfeti atıldığını ve fakat bunların isminin konfeti olduğunu bilmeden.Maçlarda "Yayaya şaşaşa .........çok yaşa" tezahüratı popülerdi o zamanlar Türkiye'de.sokak arasında yaptığımız maçlarda kimi "Cemil" gibi gol atardı,kimiyse ünlü kaleci Sepp Maier gibi kurtarırdı topları.
Kalemtraş kokulu sınıflarda okuduk ilkokulu. Kırmızı - beyaz kurdeleler takılırdı okuma (okuyabilme) bayramlarında.Bir ucu lacivert diğeri kırmızı olan "Alligator" marka,timsah logolu kalemlere sahip olmak bir ayrıcalıktı o zamanlar.Şimdi sokak arasındaki bakkalda bile gördüğümüz kendi kendine açılan kapıları "Uzay Yolu"nun siyah-beyaz ortamında gördük ilk ağzımız açık kalarak.kepçe kulaklı bütün arkadaşlarımız "Mr.Spock"tu bizim. Doktorluk mesleğini utanılası birşey zannederdik "Kaçak Dr.Kimble" yüzünden.İlk aşklarımızdı bizim "Füsun Önal" bir de Elvan gazozu reklamlarındaki adını bilmediğimiz kız.Müzikten anladığımız tek şey "San Remo" şarkı yarışmaları ve Eurovizyon'da dinlediğimiz şarkılardı.Ajda Pekkan'ın "Petrol" şarkısı bile hoşumuza giderdi salakça anlayın artık!Ali Rıza Binboğa dinlerdi büyüklerimiz,oysa biz onu öğretmen sanırdık durmadan "öğretmen öğretir A..Be..Cee" dediği için.Zühtü en popüler türküydü o zamanlar.Necefli maşrapanın nasıl bir şey olduğunu yine TRT sayesinde öğrenmiştik.Arı Maya,Vikingler,Heidi gibi masum çizgi film kahramanlarımız vardı bizim.
Kiracıydı arkadaşlarımızın çoğu bizler gibi.Sık sık taşınılırdı değişik semtlere daha eskisine alışamadan,memur misali.Tozlu sokak aralarında misket oynardık.Kafa-karış,üsküp,mors,otuzaltı en çok oynadığımız oyunlardı.Sonra yağma yapardık o misketleri,annelerimizin evde istememesi yüzünden.Telli arabalarımızla yarışırdık sokakta Formula-1 misali.Kız erkek karışık yakan top,istop ve benzeri oyunlar oynardık.İlk gerçek aşkları yaşardık çocuk aklımızla bu kızlı-erkekli oyunlarda.Herkes beğendiği kıza daha bir itinayla!atardı topu.Kendi yaptığımız ilkel potayla oynamaya çalıştığımız basket maçlarında Efe ve Erman en popüler "nickname"lerdi şimdilerin moda deyimiyle.
Derken ilk sivilceler pörtlediğinde,yani ergen olduğumuzda,artık "Cheri cheri Lady" dinliyor,"Maira Magdalena"diyen Sandra'ya aşık oluyorduk.Falco'nun "Jeanny"si en popüler slowlarımızdandı.Comanchero ile dans ediyorduk o zamanlar.Tv'de Sezen Cumhur Önal hala vardı (ve hala var) ve gariptir,biz bu kadar değiştik O hala aynı!MFÖ o zamanlarda patlama yapmıştı "Ele Güne Karşı"ile.İzzet Öz'ün "Teleskop" programı tek alternatifimizdi Sezen Cumhur'a karşı.Milliyet Çocuk dergisinden Hey dergisine yatay geçiş yapmıştık,gündemi! daha yakından takip edebilmek için."Amstrad"lar - Commodore 64'ler hayallerimizi süslüyordu.En çok "River Rade" (hani şu uçakla ekranın altından yukarıya doğru gidip yolumuza çıkanları vurduğumuz oyun)oyununu oynardık bilgisayar sahibi yegane arkadaşamızın evinde veya sokak aralarındaki "Ataricilerde" (Atari'nin bilgisayar markası olduğunu bilmiyorduk o zamanlar ve bütün bilgisayar oyunu oynatan salonlara "Atarici" diyorduk!)Daha sonra "Amiga"lı günler gelmişti.Biz Lise sıralarındaydık o zamanlar."Lotus Esprit" en baba araba yarışı oyunuydu,hayranlıkla bakardık,bugün ilkel bulduğumuz o grafiklere. MFÖ Eurovizyon'da ki en iyi derecemizi almıştı ve biz çok sevinmiştik.Bizim grubumuzdu onlar,en azından bizim zamanımızda meşhur olmuşlardı.
Her dönemin kendine göre iyi ve kötü yanları vardır.Ancak önemli olan içinde bulunulan zaman diliminde yaşanan herşeyi tek doğru sanmamak, yani etrafa at gözlüğü ile bakmamaktır...
Not: (biliyorum,özellikle son zamanlarda bu tip nostalji yazıları aldı başını gitti. Ben de yaklaşık 5 yıl önce bir dergide yazdığım bu yazıyı ilgilerinize sundum)
Özcan Demir
0 yorum yazılmıştır